KAMU ARACININ KARIŞTIĞI TRAFİK KAZASINDA TAZMİNATTAN SORUMLU TARAF KİMDİR?

KAMU ARACININ KARIŞTIĞI TRAFİK KAZASINDA TAZMİNATTAN SORUMLU TARAF KİMDİR?
Trafik kazasından doğan zararlarda sorumluluğun temelinde, sürücünün kusurlu davranışı ile aracın işleteni olmaktan kaynaklanan sorumluluk birlikte yer almaktadır. Sürücünün kusura dayalı sorumluluğunun genel dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesidir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
Bu nedenle trafik kazasının meydana gelmesinde kusuru bulunan sürücü, verdiği zarardan kural olarak sorumludur. Aynı zarardan birden fazla kişinin farklı hukuki sebeplerle sorumlu tutulabildiği hallerde ise Türk Borçlar Kanunu’nun 61. maddesi uygulama alanı bulur:
“Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.”
Dolayısıyla aynı trafik kazasında sürücü, kusurlu eylemi nedeniyle; işleten, kanundan doğan sorumluluğu sebebiyle aynı zarardan sorumlu tutulabilir.
İşletenin sorumluluğu bakımından özel düzenleme ise 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesinde yer almaktadır:
“Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”
Bu hükümler uyarınca, aracın işleteni bir kamu kurumu olduğunda süreç farklı bir boyut kazanmaktadır. Özellikle aracı kullanan kişinin kamu görevlisi olması ve kazanın görevin ifası sırasında meydana gelmesi halinde olay, yalnızca TBK ve KTK hükümleri çerçevesinde değerlendirilemez. Kamu görevlisinin görevini yerine getirirken verdiği zararlara ilişkin, Anayasa ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ayrıca düzenlenmiş bir sorumluluk sistemi öngörülmüştür.
KAMU GÖREVLİSİNE DOĞRUDAN TAZMİNAT DAVASI AÇILABİLİR Mİ?
Anayasa bu konuda özel bir koruma ve sorumluluk sistemi öngörmüştür. Anayasa’nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasında:
“Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”
hükmüne yer verilmiştir. Buna göre kamu görevlisinin görevi kapsamında gerçekleştirdiği haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan zararın; zarar görene karşı Devlet tarafından karşılanması, kusurlu görevliye ise daha sonra rücu edilmesi esası benimsenmiştir.
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası da aynı anlayışın genel dayanağını oluşturur:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
Kamu görevlisinin kişisel olarak davalı gösterilip gösterilemeyeceği konusunda ise esas belirleyici düzenleme Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasıdır:
“Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”
Aynı yaklaşım 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesinde de benimsenmiştir:
“Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.”
Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, kamu görevlisinin görevini yerine getirirken ve kendisine tanınan yetkileri kullanırken sebep olduğu zararlarda zarar görenin doğrudan kamu görevlisine yönelmesi kural olarak mümkün değildir. Tazminat istemi ilgili idareye yöneltilmekte; idare tarafından zararın karşılanmasından sonra koşulları mevcutsa kusurlu görevliye rücu edilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu düzenlemelerden hareketle, kamu görevlisinin görevini yerine getirirken ve görevle bağlantılı biçimde verdiği zararlarda doğrudan görevliye husumet yöneltilemeyeceğini kabul etmektedir. Nitekim Yargıtay HGK’nın 13.05.2015 tarihli, 2013/1939 E., 2015/1325 K. sayılı kararında, görev sırasında ekip otosunu kullanan polis memurunun karıştığı ölümlü trafik kazası ele alınmış; eylemin görev sırasında ve görevle bağlantılı olması nedeniyle davanın kamu görevlisine değil idareye yöneltilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Kararda, Anayasa’nın 40/3, 125/son ve 129/5. maddelerinin bu konuda açık bir çerçeve çizdiği özellikle vurgulanmıştır. Kamu görevlisinin dikkatsizlik veya tedbirsizliğinin bulunması da tek başına bu sonucu değiştirmemekte; kusurun görevden ayrılabilir nitelikte olup olmadığı önem taşımaktadır.
KAMU ARACININ KARIŞTIĞI HER TRAFİK KAZASINDA AYNI SONUCA VARILAMAZ
Kamuya ait bir aracın kazaya karışması veya sürücünün kamu görevlisi olması, tek başına Anayasa’nın 129/5. maddesinin uygulanması için yeterli değildir. Burada belirleyici olan, zarar doğuran eylemin kamu görevinin yerine getirilmesi sırasında ve görev nedeniyle gerçekleştirilmiş olmasıdır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 29.02.2024 tarihli, 2023/8217 E., 2024/2306 K. sayılı kararına konu uyuşmazlıkta da bu ayrım üzerinde durulmuştur. Kamu görevlisinin kamu hukukundan kaynaklanan bir yetkiyi kullanmasının söz konusu olmadığı ve uyuşmazlığın trafik kazasından doğan özel hukuk niteliğindeki bir haksız fiile dayandığı hallerde Anayasa’nın 129/5. maddesinin uygulanamayacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle kişinin kamu görevlisi olması, görevle ilgisi bulunmayan bütün eylemleri bakımından kendisine kişisel olarak dava yöneltilmesini engelleyen genel bir bağışıklık sağlamaz.
Öte yandan kamuya ait aracın işletilmesinden kaynaklanan ve Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine dayanan sorumluluk davalarında KTK’nın 110. maddesi ayrıca önem taşımaktadır:
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür.”
Dolayısıyla kamu aracının karıştığı bir trafik kazasında davanın kamu kurumuna yöneltilmesi, uyuşmazlığın her durumda idari yargıda görüleceği anlamına gelmez.
Sonuç olarak kamu aracının karıştığı trafik kazalarında sorumluluğun belirlenmesi için yalnızca aracın kamuya ait olması veya sürücünün kamu görevlisi sıfatını taşıması yeterli değildir. Kazanın hangi görev sırasında meydana geldiği, zarar ile kamu görevinin ifası arasında bağlantı bulunup bulunmadığı ve talebin hangi hukuki sebebe dayandığı birlikte değerlendirilmelidir.
Kamu görevlisinin yetkisini kullanırken ve görevi kapsamında gerçekleştirdiği kusurlu davranışlardan doğan zararlarda temel kural, tazminat talebinin görevlinin kendisine değil ilgili idareye yöneltilmesidir. İdarenin, şartları oluştuğu takdirde sorumlu kamu görevlisine rücu etme hakkı ise saklıdır.
Önemle belirtmek gerekir ki bu yazıdaki bilgilerin tamamı genel bir bilgilendirme içermekte olup hukuki danışmanlık ve reklam gibi algılanmamalıdır. Yaşanılan her bir olay ve uyuşmazlığın bağımsız biçimde ayrı bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Ayrıca her bir hukuki konu ve meselenin çözümü uzman bilgisi gerektirmektedir. Bu sebeple de karşı karşıya kaldığınız hukuki uyuşmazlıklar ve olaylar için yetkin bir avukattan hukuki danışmanlık almanızı, Yargıya taşınan uyuşmazlıklar açısından da dosyalarınızı yetkin bir avukat aracılığı ile takip etmenizi öneririz.
İletişim Formu
YASAL UYARI
Bu sitede bulunan her türlü bilgi, yazı ve yapılan açıklamalar 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği’nin meslek kuralları bağlamında bilgilendirme amaçlı olup reklam amacı taşımaz. Bu nedenle, haksız rekabet yaratıldığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Ziyaretçiler ve Müvekkillerin, Sitede yayımda olan bilgiler nedeniyle zarara uğradıkları iddiası bakımından Hukuk Büromuz herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir.









